ANASAYFA,  ASYA,  DIARY

Beklenmedik Zorluklar: Kuveyt’ten Katmandu’ya

Sahura yakın indiğimiz Kuveyt’te hızlıca kapıda vize işlemlerini halledip ana salona geçince yağmurun ne kadar kuvvetli olduğunu fark ettik. Ana salonun tavanı bile akıyordu. Sabahı bekleyip dışarı çıkarız diye umut ediyorduk ama işler planladığımız gibi olmadı. Sahur saati bittikten sonra havaalanındaki tüm kafe ve restoranlar, büyük küçük demeden, tek tek kapandı. Ramazan dolayısıyla şehirdeki her yerin kapalı olduğunu öğrenmiştik ama bunun uluslararası bir havaalanını da kapsayacağını tahmin edememiştik. Son sigaralarımızı içerken, insanlar su ve yemek için bizi uyardıklarında, kuralları çiğnersek başımıza gelebileceklerle yüzleştik. Yağmurun dinip o sıcakta dışarıda susuz ve aç gezmek mi bizim için daha iyi olur, yoksa yağmurlu havada havaalanında mahsur kalmak mı, emin olamıyorduk. Halka açık bir yerde Müslüman olmayanların yeme ve içmesi yakalandıkları takdirde 1000 dirhem para cezası, ama bizim gibi seküler bir ülkede olsak da İslam ülkesi kabul edilen bir ülkeden gelenler için bir ay boyunca hapis cezası vardı.

Havaalanında tanıştığımız, oradaki bir araç kiralama şirketinde çalışan Mısırlı Muhammed, ilginç bir şekilde bu kuralların geçmediği ücretli lounge’a geçebilmemiz için elinden geleni yaptı. Böylelikle zenginlere Ramazan kurallarının geçerli olmadığını öğrenmiş olduk. Mütevazilikle bizi küçük evine davet etti; yağmurdan gezemeyeceğimiz için ya havaalanında aç ve susuz saatler geçirecek ya da teklifini kabul edecektik. “En azından dinlenirsiniz, yemek yeriz, hepinize yatacak yer yok ama daha konforlu olur” dedi. Bu teklife tek başıma olsam sanırım hayır demezdim; yoldayken insanlar hakkında hiç yanılmadım. Yeni yol arkadaşlarımın komplo teorileri eşliğinde teklifi reddetmelerine izin verdim. Sanırım sonrasında gezinin ilk 15 gününde devam eden negatifliğin başladığı an burasıydı.

Bundan sonra küçücük havaalanı koltuklarında akan tavanı dinleyerek geçen toplam 17 saatin hikayesi. Kendi çapımızda Tom Hanks’ın Terminal filmini Kuveyt havaalanında çekerek geçirdiğimiz, tuvalette elektronik sigara içerek, suyu çantamızdan düşüreceğiz diye korkarak, yol için hazırladığımız sandviçleri korka korka kapı arkalarından yiyerek ve her fırsatta Kırmızı ile kendimizle dalga geçerek geçirdiğimiz 17 saat. Muhammed, insanların bizi görürse ihbar etmeye çok meyilli olduklarını söylemesi daha fazla dikkatli davranmamıza sebep oldu. Tuvalette elimdeki sandviçi yemeye çalışırken içeri giren birkaç havaalanı çalışanının yemeklerini çıkarıp orada yemesiyle hayatımda bulunduğum en garip anlardan birini yaşadım sanırım. İki Filipinli, bir Hintli ve ben…

Uçuş saati yaklaştıkça sandalyede oturmaktan, yürümekten her yerimiz ağrımaya başladı. Tavandan akan suları engellemek için koydukları kovaya, her su damladığında başıma ağrı giriyordu. Uçuş saati yaklaştığı için kontrolden geçip kapılara yaklaştık. Sonunda iftarın gelmesiyle, yıllardır ağzıma sürmediğim fast food zincirlerinde buldum kendimi. Onca yorgunluğun üstüne kahveyle buluşmam ise asıl bayramdı benim için.

Bilet kontrolünden sonra Katmandu’ya olan uçağımıza geçtik. 17 saat sadece havaalanında bulunup, yılda iki kez yağmur yağan ülkede yağmura denk gelip onca eziyet çektikten sonra uçakta bizi başka bir sürpriz bekliyordu…

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir