Bugünlerde sürekli kendimi kendime şu soruyu sorarken yakalıyorum. ‘’ Mutlu insanlar neredeler ? ’’ Herkes toplu olarak Ege de bir sahil kasabasına taşındı da giderken bize mi söylemeyi unuttular. Ya da tüm negatif enerjiyi kendilerine çekmemek için, toplumdan kendilerini mi soyutladılar.

Sabahları işe giderken kullandığımız toplu ulaşım araçlarında başlayıp, gün boyu yolumuzun düştüğü her yerde devam eden mutsuzluk dalgasının içine giriyoruz. Bir derbi maçındaki tezahürat dalgası gibi, otobüsün ön koltuğunda başlayan ufacık bir gerginlik, birkaç dakika sonda en arka koltukta dahi hissediliyor. O gerginlikle indiğiniz otobüsten kahve almak için durduğunuz küçük büfeye gidiyorsunuz. Karton bardağı belki yorgunluktan dikkatsiz bir şekilde size uzatan baristaya kızıp, teşekkür etmeden ayrılıyorsunuz. İş arkadaşlarınıza ‘’Günaydın’’ deme zahmetinde bulunmuyorsunuz. Barista sizden sonra gelen müşteriye ‘’Hoşgeldiniz’’ kelimesini istediği için değil, sadece işi olduğu için soğuk bir şekilde söylüyor. İş yerinde her şey sizi rahatsız ediyor. Güne neşeyle başlayan arkadaşınız sizden etkilenip, gelen kargo elemanına sebepsiz bağırıyor. Dalga gitgide büyüyor. Ta ki siz büyük bir savaştan çıkmışcasına evinizin güvenli duvarlarının ardına sığınana kadar. Bu senaryoyu artık neredeyse her gün yaşıyoruz.

Mutlu insan..

Her gün tahammülsüzlüklerimiz daha da artıyor. Her gün daha sinirli, daha manik depresif, daha belirsiz davranışlar sergiliyoruz. Sorunlarımızı en uç noktalarda yaşarken, aslında küçücük şeylerle bile gelen anlık mutluluklarımızı yetersiz bulduğumuzdan saniyelere sığdırıp memnuniyetsiz hayatlar yaşıyoruz. Yaşam koşullarının ağırlaşmış olması, başkalarının bizden daha iyi hayatlar yaşıyor olması, iş yerinde hatta dış çevremizde sürekli yaşanan ego savaşları tüm ruh halimizi etkiliyor. Karakterimiz buna uygun olmasa da bir süre sonra kendimizi istemeden bu savaşın içinde buluyoruz. Daha bencil, daha saygısız , daha tahammülsüz insanlar haline dönüşüyoruz. Ve evet sonuç olarak; kendimizi aslında kaçmak istediğimiz bir mutsuzluğun içine sürüklüyoruz.

 

Mutlu çocuklar

Sosyal medyada sürekli karşımıza gelen bir video var. Hani şu hemen hemen herkesin bir kez de olsa profillerinde paylaştığı, küçük bir kızın gülümsemesiyle başlayan mutluluk dalgası videolarından bahsediyorum. Biz, isteyerek tam tersi bir dalganın içinde olmayı tercih ediyoruz. Her şeyi değiştirmek yine bizim elimizde iken kendi hayatımızda uygulayamadığımız bu mutluluk dalgasını, şaşaalı cümlelerle sosyal medyada paylaşıyoruz. ‘’Keşke herkes böyle olsa’’,’’ Bizim ülkemizde olmaz böyle şeyler’’ ‘’ Böyle insanlar kaldı mı?’’ Bunu yarı şikayet, yarı istek dolu mesajlarla ama kendimizi hesaba katmadan, diğer insanları suçlayarak yapıyoruz. Mutsuzluğu sonuna kadar hak ediyoruz. Kendimizi düzeltmeden, ilk adımı hep başkalarının atmasını beklemekte bencillik değil mi? Mutlu olmak için Ege de bir kasabaya taşınmak zorunda olmak oldukça büyük bir adım, hem herkes Ege’ye giderse yine aynı döngünün içine girmiş olmayacak mıyız? Belki yarın sabah kahve aldığımız barista’ya içten bir ‘’Günaydın’’ diyerek başlayabiliriz. Hem belli mi olur, belki küçük bir ‘’Günaydın’’ ile istediğimiz dalgayı oluştururuz.